|
Küçük istavrit yiyecek
bir şey sanıp hızla atıldı çaparıya. Önce müthiş bir acı duydu dudağında. Gümbür
gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti
denizlerin üstünü. Neye benzerdi acep, gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak bir
yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar. Hani görüp de
gökyüzünü, insanı; oltadan son anda kurtulanlar.devamı >>
|
|
Edille’nin yağmura dair hatırladığı ilk şaşkınlığı yıllar yıllar öncesine kadar
uzanıyormuş. Bütün eliyle sadece annesinin serçe parmağını tutabiliyor, sadece
serçe parmağını kavrayabiliyormuş sımsıkı. O kadar minikmiş, minicikmiş yani
Edille. ‘Sen daha, çok bebekken’ dermiş annesi o günleri her üzerinden
geçişinde.
Edille daha, çok bebekken işte, yürüyüşe çıkmışlar, her sabah havanın temiz
yanını solumak için yaptıkları gibi. Ve yağmur bulutları koşa koşa bir araya
gelip telaşla yeryüzünü sulamaya başlamışlar. O an Edille serçe parmağına daha
sıkı tutunmuş, korkmuş sanki.
devamı >>
|