|
Kuranda Ashabı Kehf Öyküsü:
"Yoksa sen, mağara
ve kitabe ehlini şaşılacak eyetlerimizden mi sandın?! Birkaç
genç mağaraya sığınmış, "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde
doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi. Onları mağarada
yıllarca uyuttuk. Sonra, ne kadar kaldıklarını iki taraftan hangisinin daha
iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
Onların olayını biz sana
gerçek olarak anlatıyoruz.Onlar rablerine inanmış birkaç gençti.Onların
hidayetlerini artırmış ve kalplerini pekiştirmiştik.
Bir ara kalkmış ve şöyle
demişlerdi: Rabbimiz, yerin ve göklerin rabbidir. Onu bırakıp başka bir tanrıya
yalvarmayız. Yoksa and olsun, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz,Allahı
bırakıp ondan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek tanrılar olduğuna apaçık
delil getirmeleri gerekmez mi?*Allaha karşı yafan uydurandan daha zalim kimdir?
Onlara: "Siz onları ve
Allahtan başka taptıklarını terkettiniz. Bunun için mağaraya girin ki rabbiniz
size rahmetini yaysın ve işinizde size kolaylık versin" denildi. Baksaydın,
güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara
dokunmadan battığını, onların da mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu
görürdün. Bu, Allahın mucizelerindendir. Allahın doğru yola eriştirdiği kimse
hak yoldadır. Kimi de saptırırsa, artık onu doğru yola götürecek bir rehber
bulamazsın.
Mağara ehli uykuda iken
sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Köpekleri
dirseklerini eşikte uzatmıştı. Onları görseydin, içini korku kaplar ve geri
dönüp kaçardın. *
Birbirlerine sorsunlar
diye onları uyandırdık.İçlerinden biri: Ne kadar kaldınız? dedi."Birgün veya
daha az bir müddet kaldık" dediler. Ne kadar kaldığınızı rabbiniz daha iyi
bilir, paranızla birinizi şehre gönderin, en iyi yiyeceklere baksın ve size
getirsin, orada nazik davransın, sakın sizi kimseye duyurmasın, dediler, zira
onların sizden haberi olacak olursa, ya taşlayarak ölürürler veya dinlerine
döndürürler, bu taktirde asia kurtulamazsınız. Böylece Allahın sözünün gerçek
olduğunu ve kiyametin kopmasından şüphe edilemiyeceğini bilmeleri için,
insanların onları bulmalarını sağladı.k Nitekim halk, bunların hakkında çekişip
durarak: "Onların üzerine bir bina yapın" diyorlardı. Oysa rableri onları çok
iyi bilir. Egemenler: Onların üzerinde bir mescit yapalım" dediler. Karanlığa
taş atar gibi, mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir, derler. Yahut
beştir, altıncıları köpekleridir, derler. Yahut yedidir, sekizincileri-
köpekleridir, derler. Deki Onların sayısını en iyi bilen rabbimdir. Onları pek
az
kimseden başkası bilmez. Bunun için onlar hakkında, bu açık bilgiler dışında,
kimse ile tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.
Herhangi bir şey için
Allahın dilemesi dışında: Ben yarın onu yapacağım, deme.Unuttuğun zaman rabbini
an ve şöyle de: Umulur ki rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir.
'Onlar mağaralarında
üçyüz dokuz yıl kaldılar, derler. Deki, onların ne kadar kaldıklarını en iyi
Allah bilir. Göklerin ve yerin ğaybı ona attir. O ne mükemmel görendir, o ne
mükemmel işitendir. İnsanların ondan başka
dostu yoktur.O,
hiçbir kimseyi egemenliğine ortak etmez. "[1]
Ashab-ı Kehf Öyküsünün Özeti:
Ashab-ı Kehf öyküsüne
bakarken, Kur'anın çizdiği çerçeve içinde kalacağız. Tarihçi ve tefsircilerin
naklettiği rivayetler,israiliyyat haberlere ve söylentilere girmeyeceğiz. Çünkü
öncekilerin öyküleri İncelenirken izlenecek doğru yol budur. Kur'an bize bunu
böyle vermekte, kendimiz de bunu tercih etmekteyiz.
Ashab-ı Kehf, Allaha
inanmış bir grup gençtir. Kur'anın belirttiği gibi yedi
kişidirler.İsimleri, işleri, içinde bulundakları şehir, zamanında
yaşadıkları kral, inandıkları din veya sığındıkları mağara hakkında bir şey
bilmiyoruz.
Bu mümin gençler
araştırmışlar, soruşturmuşlar ve sonunda şu kesin gerçeğe varmışlar: Allah
birdir ve alemlerin rabbi sadece odur. Sadece ona inanacaklar ve yalnız ona
ibadet edecekler.
Halklarının Allahtan
başkasına taptıkları için kafir olduğunu anlamışlar, kafir oldukları için de
zalim, yalancı ve müfteri olduklarına inanmışlar. Allaha iftira edip yalan
söyleyen kimseden daha zalim kimdir? demişler.
Mümin gençler ondan
sonra düşünüp taşınmışlar ve toplumun kendilerine hayat hakkı vermediğini
görerek ondan ayrılmaktan başka yol olmadığına karar vermişler. Böylece
milletlerinden ayrılmayı kararlaştırmışlar, kendileri mümin, ama milletleri
kafir olduğu için aralarında yaşamalarının mümkün olmadığını görmüşlerdir.
Şehirden dağlara
çıkmışlar ve dağda bir mağaraya sığınmaya karar vermişler. Mağarada Allahtan
kendilerine rahmetinden bolca vermesini dilemişler.
Allah dualarını kabul
etmiş ve rahmetini vermiştir. Çünkü Allah oların işlerini kolaylaştırmış ve
ayetlerini musahhar etmiştir. Güneşe, eziyet etmemek için vücutlarına
dokunmamasını emretmiş, o da sabah ve akşam vücutlarına dokunmadan geçip
gitmiştir. Mağaranın ortasında boş bir alanda kalmışlardır.
Allanın ayetlerinden
biri olarak mağarada gözleri açık olmuştur. Uykuda olmalarına rağmen onlara
bakan kişi uyanık olduklarını sanırdı. Toprağın vücutlarını
çürütmemesi için de Yüce Allah onları bir sağa, bir sola çevirirdi.
Yanlarında beraber gelen
köpek de vardı.Mağaranın eşiğine oturmuş, dirseklerini eşikte uzatmış ve onlar
gibi uyumuştu.
Onlar uyurken kimsenin
zarar vermemesi için bakanların kalbine Allah büyük bir korku salmış, onları
gördüğü zaman kendisini korku sarar ve gerisin geri kaçardı.
Uzun bir uykuya
daldılar.Bu şekilde üçyüz dokuz yıl kaldılar. Bu süreden sonra Allah oları
diriltmiş, birbirlerine ne kadar uyuduklarını sormuşlar, ama ne kadar
kaldıklarını bilememişler. Biri, bir gün veya bir kaç saat uyudunuz, demiş.
Fakat ne kadar
kaldıklarını bilmedikleri için sürenin tespitine dalmamışlar, bunu ancak Allanın
bildiğini söylemişler ve ne kadar kaldığınızı rabbiniz en iyi bilir,
demişlerdir.
Önemli olan şeye
yönelmişler, içlerinden birini şehre göndermişler, yanlarındaki paraları ona
vermişler ve yemek için kendilerine yiyecek satın almasını söylemişler, helal ve
temiz yiyecek seçmesini istemişler, aynı zamanda kendilerini kimselere
sezdirmeden ve burada olduklarını kimseye çaktırmadan zarif ve dikkatli olmasını
da tenbih etmişler, çünkü milletlerinden korkmuşlar, onları farkeder ve nerede
olduklarını öğrenirlerse kendilerini öldürür yahut dinlerinden şirke
döndürüp haktan alıkoymalarından endişelenmişler.
Adam yiyecek almak için
şehre gitmiş, dikkatli ve uyanık olmaya, gizlenmeye özen göstermiş, ama Allah
başka bir şey dilemiştir. Yüce Allah onları kendisinin bir ayeti ve
diriltmeye kadir olduğunu gösteren bir delil yapmak istemiş, durumlarını
açığa vurmuş ve milletlerinin onları bulmasını sağlamıştır. Milletleri
artık Allaha inanmışlardı. Çünkü gençlerin kendisinden kaçarak
mağaraya sığındıkları o kafir nesil gitmiş ve Allaha inanan bir nesil gelmişti.
Kasabanın mümin halkı
mümin adamı görünce, mağaraya kadar izlemişler, ama mağaraya vardıklarında mümin
yedi adamın bu kez gerçekten doğal ölümleriyle öldüklerini görmüşler.
Onlar için ne
yapacaklarını tartışıp ihtilaf etmişler. Kimileri, rablerinin onları en iyi
bildiğini söyleyerek üzerlerine bir bina yapılmasını söylemiştir. Ama egemenler,
üzerlerine bir mescit yapmaya karar vermişler, böyîe de olmuş ve üzerlerine
mescit yapılmıştır.
Böylece iman, ihlas,
dünyalığa iltifat etmeme ve Allaha sığınma sayfalarından bir sayfa kapanmış,
Ashab-ı Kehf öyküsü, üzerinde müminlerin düşünmeleri, ondan iman, ihlas ve
direniş dersleri çıkarmaları için insanların ve semavi din mensuplarının
anlattıkları bir öykü olarak kalmıştır.[2]
Dr.Salah Abdulfettah Halidi
Çeviren; Prof. Dr. İbrahim Sarmış
Kaehf,9-26 Dr. Salâh Abdülfettah Hâlidî, (Çeviren: Ahmet Sarıkaya),
Kur'an Öyküleri, Kitap Dünyası Yayınları, (2.Baskı) Konya 2005: II/23-25.
Dr. Salâh Abdülfettah Hâlidî, (Çeviren: Ahmet Sarıkaya), Kur'an
Öyküleri, Kitap Dünyası Yayınları,(2.Baskı) Konya 2005: II/25-28.
|