|
Ahlak
Tohumu
Mavisine martı
çığlıkları bulaşan bir şehrin tüm dinginliği yürekten
hissedilmekteydi.Sabah ezanını okuyan müezzinin öğüt veren sesine, Mert
yastığa daha sıkı sarılarak yanıt vermişti.Gün ışığının huzur veren
güzelliği Mert'e o kadar dokunmuştu ki;ahşap evinin kapılarını açan
ailesine ''Yuh!'' diyebilecek kadar bilinçsizleşmişti.Pencere kenarında
maç yapan çocukların gürültüsüne uyandı.Tahta penceresini çapaklı
gözleri gibi aralayarak açtı.Birden diline dolandı:
--''Moralim
bozuk, lanet olsun bu dünyaya, fanilik değil tattığım cehennem...''
Ardı arkası
kesilmeyen cahilce cümleler kurdu.Yaptığını hayatı protesto etmek olarak
görüyordu.Oysa ki, bariz edepsizlikti.Hepsinden ötesi gerçek zannetiği
yalanlara aldanarak, yaradanın laf edilmez resmine karalar sürüyordu.Kim
bilir yaşadığı gibi o mükemmel ressamında farkında değildi.
Üstünü giyinip,
annesini ağlatarak kahvaltısını yapıp okulun yolunu tuttu.Aldığı haber
çok ilgi çekiciydi.Doğu illerinde bir okula stajer olarak
gidiyordu.Annesi gözü yaşlı bavulunu hazırlarken;o bir kanepeye boylu
boyunca uzanıp, elinde ki armutu geveleyip bir yandan da magazin
programlarını izliyordu.Babası odaya girdiğinde doğrulup yer verme
nezaketinde bulunmak yerine, yediği armutun çöpünü eline tutuşturmuştu.
Ne annesi, ne de
babasıyla vedalaşmadan sabah geç saatlerde yola çıktı.Otobüs camının
buğusunda nefesini gezindirirken gideceği okulu hayal ediyordu.Ne anne
dırdırı, ne bitmeyen baba öğütleri vardı.Ertesi sabah, görevli olduğu
okulun lojmanına yerleşti.Öğrencilerin cıvıltısı gerçi biraz canını
sıkmıştı, ancak her zaman böyle olmazdı.Otoritesini ele aldıktan sonra
kimse onu rahatsız edemezdi.
Okulda günler
hızla geçiyordu.Bir perşembe sabahı öğrencilerinden biri onu yemeğe
davet etti.Önce olmaz diyerek geçiştirmeye çalıştı.Ama öğrencisinin
ısrarına dayanamayınca, bu daveti kabul etmek zorunda kaldı.Ancak bir
şartı vardı.Kendisiyle birlikte beş öğrencisi de yemeğe gelecekti.Akşam
Mert ve öğrencilerini kapıda güler yüzlü bir amca karşıladı.
--''Hoşgeldin
evladım diiyerek.'' diyerek içeri buyur etti.
Mert ise ''Hoşbulduk
babalık'' diyerek dalga geçercesine içeriye girdi.O kadar aceleciydi ki,
öğrencilerinin yaşlı amcanın elini öptüğünü farketmedi.İçerde yatalak
epeyce yaşlı başka bir amca yatmaktaydı.Rahmetli dedesi yaşında
olacaktı.Onun yüzüne bile bakmadan uzun divana oturup, bacak bacak
üstüne attı.Öğrencileri yaşlı amcaya doğru yönelip, hal hatır sorduktan
sonra tek tek yaşlı amcanın elini öptüler.Mert'in vücudundan kızgın
sular dökülüyordu sanki, ayakları karıncalanmaya başladı.Sanki bir
kuvvet ayaklarını birbirinden ayırıyordu.Gece boyunca tüm öğrencileri
gelen atalarını içeri buyur etmek için ayaklanmıştı.Kendi yerlerini,
büyüklerine vermiş ve onlar otur diyinceye kadar diz bile çökmemişlerdi.
Gecenin sonunda
Mert iyice kızardı ve tüm hayatını bir film şeridi misali gözünden
geçirdi.Yaptığı ahlaksızlıkları hatırladı ve kendi kendine ''Beni affet
Allah'ım!'' dedi.Yaşlı amcanın eline yapışıp hayır duasını aldı.İlk
tatilde anne ve babasına gitti:Evin kapısını sabah ezanlarında
çaldı.Kapıyı açan annesinin dizlerine kapandı.Yalvarırcasına babasının
ellerine yapıştı.Ailesi oğullarının yediği bu şefkat tokadının
karşısında çok mutlu olmuşlardı.Artık örnek gösterebilecekleri bir evlat
yetiştirmenin gurur verici duygusuna ortak olabilirlerdi.
Dört tarafında
dört bin ayrı çeşit hikaye doludur Anadolu'mun.O, nasırlı elleriyle var
ettikleri toprak kokan evlatları paha biçilmezdir.Cesaretli yürekleri,
gözü pek gençlikleriyle kaç harbi avuçlarında ezmişlerdir.Aldıkları
güzel ahlak, büyüğüne saygı yalnız onlara özeldir.
Toprağın kara
bağrında ahlak tohumuyla dirilen fidanlara.
Toprak
--23.02.2009--
Pazartesi,
BURSA
|