|
Merhaba…
Yo hayır!
Kullanmamalı bu kelimeyi , kullanmalı da elbet ama işi adabınca yapmalı
… Hadi yeni baştan;
Selamun
Aleykum…
Allah’ın
selamıyla başlanırdı eskiden birisiyle konuşmaya başlarken. Ya da mektup
yazarken işin adabı buydu. Ben öyle başladım. Edep , sana yazıyorum bu
sefer. Bırakmak üzere olduğun dünyada son gücümle tututanarak
dostluğuna.
Biliyorum
çoğu şeyden çıkardılar seni, zıddına yaptılar bir çok şeyi. Seni
parçaladılar kendi usulunü buldu herkes. Oysa ki bir edep vardı o da
O’nunla gönderilmişti… Ama insanoğlu nankör biliyorum çok sırtından
vurdu seni… Üzülme elbet yapılanlar bir gün ödenir geri.
Oturuşuma, kalkışıma , secdeme sevdama bağladım seni. Yükselebilelim
diye beraber bağlandım sana. İlk karşılaşmamızı hatırlamıyorum.
Doğduğumda ilk çığlığımla tanışmadık mı aslında? Ya da daha önce var
oluşumla, evliliğin de edebi değil miydi çocuk ve ben oluşmadım mı
sonra? Sonra… Sonrasında çok şeyler değişti..
Bu yüzden
gidiyorsun ya şimdi. Gitmeyeceksin biliyorum , döneceksin geri.
Gitmemeni diliyorum çünkü.
Bir garip dostun özlesin mi hep seni? Sen olmadan eli ayağı hiç işler
mi? Sen olmadan bu dünya döner mi? Boşuna mı indirildin yeryüzüne? Taç
edildin gönlümüze? Bir damla için ummanı yok etmeye değer mi?
Edep… insanlığımın şahidi. Görevini yerine getirmeye devam et sen. Seni
görev bilmeyenler kaybedenlerdir, seni benimsemeyenler , seni
yüklenemeyenlerdir. Senin görevini yapmanda senin edebindendir.
Son bir söz söyleyeyim sana. Dualarım kabul bulmaz sen olmadıkça… Göz
yaşlarım akmaz hakkını veremedikçe… Bu kalp atmaz, durur sen yok olunca…
Hadi şimdi kal sağlıcakla, bırakmam ben seni bu dünyada beden var
oldukça…
Elam Mnelam |