
Ayrı Düşenler
Her
pazar gibi değil bu pazar. Biraz daha ıslak gökten düşen her damla,
sanki güneş biraz daha çıplak doğuyor üzerime.İlk geldiğim gün gibi
sessizce adımlarımı atıyorum.Oysa, ne beni duyacak bir kişi var, ne de
yüzünü karartacak bir abim var!İkimize gurbet piyangosunu çektiren bu
ev... Nasıl oldu da, bizi çarpık bir rüzgar gibi uzaklara sürükledi?
Adımlarımı korkarak ve sessizce atmıştım. İlk gece ay ışığına
açtım...İçime kazıdığım tüm meçhulleri.Her insan gibi yeni bir
başlangıç, geleceğin göletine çalınmış mayasız umutlarım vardı.Ağzından
şu cümleler çıkıyordu abimin:
-''Bak
abicim, şimdilik bir sene boyunca burada beraberiz.Bir sıkıntın, bir
derdin olduğunda ben bileyim.Biz bu mücadeleyi ancak birbirimize destek
olarak kazanabiliriz!''
Bense,
iki dudağımı sıkıca birleştirip, kafamı sallamıştım.
Oysa,
bir yerlerde ikimizde sözümüzü tutmadık. Benim söyledikten sonra, sabaha
kadar yorganlardan hesap sorduğum yalanlarım, abimin ise zamansız gelen
rüzgarlarla uçup gitmesi, bizi yarı yolda bıraktı.Belki de biraz daha
beklemeliydi...Soğuk dam avlularında üşümekten kurtulana kadar
beklemeliydi hiç değilse!Daha kaç pazar menemeni soğutana kadar
bekletecektik?Kim bilir kaç gece yarısı radyodan duyduğumuz şarkıyı
indirmeye çalışacaktık?
Ne
heybetli aşkları kapı içeri etmiştik? Gerçi sen bilmiyordun ama...Belki
de anlamıştın.Ondandı:
-''Sen
kimle konuşuyorsun?'' dediğin akşam yemekleri.
Bazen,
sana başkaları için çok kızardım. Kaşlarımı çatıp, burnumdan solumaya
başladığımı bile anlayamıyordun. Sen hala aynı gülen gözlerinle:
-''Nasıl yendik ama Fenerbahçe'yi? Aslan Bursa...''derdin.
Bazı
akşamlar ise tıpkı benim gibi, başkalarına kızıp bilgisayara tutuklanıp
yüzüme bile bakmazdın.
-Abi
elma yer misin?
Dediğimde bile, sessizce kafanı iki yana çevirip cevap verirdin.
Bir
gün yapmadığım bir şey yaptım. Senden önce uyudum.İçerden gelen hayal
meyal kahkahalar benim için, yeşilçamın en kötü repliklerine eş
değerdi.Sabah, sevinçle hüznün damgası suratındaydı.Karadeniz’in hain
saçlarını taramaya gidiyordun.Aslında beni giderken boşluğa emanet
etmiştin.Son kez beyaz cilalı arabanla, beni metro istasyonuna
bıraktığın an hala aklımda.
-''Kamil Başkan, artık şöyle yürekleri dağlayan bir şiirini benimle
arabama ayırırsın... Ne günleri geçti abimin bu arabada, kaç gözyaşı
döktü dersin.''demiştin.
Bense
yine uyanmayı becerememiş gözlerimle, gülerek yanıt vermiştim. Anlaşılan
yolumuz gurbetten gurbete uzanacaktı. Artık seni unutmalıydım. İki ay
sonra beni bekleyen bir sınav vardı.Şimdilik her şey yolundaydı ve
unutmamalıydım ki; yolumuz Ankara'ydı.Hırçın dalgalara teslim olup,
kumsallarıma yayılan kumlarımla okyanuslara
sürüklendim.Sıkıldım...Hiçbir yemek senin makarnan, benim patates
kızartmam kadar tat vermiyordu.Bir ara kendime, boşlukta yer buldum
sandım;gerçek bir boşluk olduğunu, beni bir mayıs akşamında terk ettiğin
de anladım.Bana giderken söylediklerin geldi aklıma:
-''Rabbim beni bunca acının içinde sınadı. Şimdide yeni bir sınav için
Karadeniz'e yolladı.Tek amacımız, isyan etmeden bu sınavı geçmek
olmalı!'' demiştin.
O an
anladım ki;her şeye kadri yeten Rabb'im beni bu evde kullarıyla
sınadı.Kabul etmeliyim ki, beceremedim.Ama şükürler olsun gurbetten
gurbete sürdü beni.Alıştığım şehrin kokusundan çok uzak bir şehrin,
unutulmuş üvey çocuğunun ellerine teslim etti.
Hala
devam ediyor hikayemiz gurbet avlularında. Tek fark, sen başka
memlekette saniyelere hükmediyorsun, ben başka iklimlerde bulutların
tokadını yiyorum.Her şey mazide kaldı.Unutma ki, toprak kokan çocuğun
şiiri yarıda kalmasaydı, dillere dolanacaktı.O çocuk abisini, basit bir
abi sevgisinden çok farklı yerde tutmuştu.Yeri geldiğinde, aynı şarkıda
efkarlanan bir dost,yeri geldiğinde aklına uymaktan hiç korkmadığı bir
rehberdi onun için abisi.Sessizce kalbine kilitlediği gerçekler içinse,
ömrüne taç giydiren ve senli günleri anlatan bu hikayeyle özür diliyor.
Karadeniz’in yeşil beyazlı kaptanı kardeşini umarım affeder...
Toprak
|
Elam’ın Notu;
Bazen hayat insana beklemediği yönden çarpıyor . Önce suratına
yediğin darbeyi sonrada ardından gelen acıyı tadıyorsun! Dost,
abi arkadaş… En çok can acıtanlar beklide…
Nereye gidersen git olgunlaşmanda bir adım oluyor, öyle
büyüyorsun. Büyümek ister misin bilinmez! Ama bilmediklerinden
dolayı büyürsün… Küçükken şakayla karışık söylenen “adam
olursun”…
Yeter ki ardında kırık kalpler bırakma,yeter ki arkanda, yanında
senin tarafından kırılmış parçalar bırakma.Varsın onlar
kırsınlar seni.Sen büküldüğünce , kırıldığınca güç kazanıp
tekrar toparlanırsın çünkü. Bencillikse varsın adı bencillik
olsun…
Gurbetine kaldıkların elbet bir gün bulur seni.Kırıldığın
noktadan kurtulursun.Kurtarırsın. |
|