HATIRAT
    Şeb-i Yelda    Kalemin Dilinden       Fırça Kalem      Gönül Kalemleri
     Çeşm-i Giryan    Dostane Mektuplar     Önceliklerimiz      Dareyn Ekibi

Hikayenin Dili

Kalemin Dili Anasayfa


Dareyn Dergisi

Ziyaret Notları
Dareyn Forum
Anasayfa
İletişim
Arşiv


Dareyn Durakları

Mnela'nın Denizi
Kelebek Vadisi
Vuslat Zamanı
 


  Her Hakkı Saklıdır!
  Kaynak Vererek
  Alıntı Yapılabilir.



Dergi tasarım © DAREYN

Ayrı Düşenler

Her pazar gibi değil bu pazar. Biraz daha ıslak gökten düşen her damla, sanki güneş biraz daha çıplak doğuyor üzerime.İlk geldiğim gün gibi sessizce adımlarımı atıyorum.Oysa, ne beni duyacak bir kişi var, ne de yüzünü karartacak bir abim var!İkimize gurbet piyangosunu çektiren bu ev... Nasıl oldu da, bizi çarpık bir rüzgar gibi uzaklara sürükledi?

Adımlarımı korkarak ve sessizce atmıştım. İlk gece ay ışığına açtım...İçime kazıdığım tüm meçhulleri.Her insan gibi yeni bir başlangıç, geleceğin göletine çalınmış mayasız umutlarım vardı.Ağzından şu cümleler çıkıyordu abimin:

-''Bak abicim, şimdilik bir sene boyunca burada beraberiz.Bir sıkıntın, bir derdin olduğunda ben bileyim.Biz bu mücadeleyi ancak birbirimize destek olarak kazanabiliriz!''

Bense, iki dudağımı sıkıca birleştirip, kafamı sallamıştım.

Oysa, bir yerlerde ikimizde sözümüzü tutmadık. Benim söyledikten sonra, sabaha kadar yorganlardan hesap sorduğum yalanlarım, abimin ise zamansız gelen rüzgarlarla uçup gitmesi, bizi yarı yolda bıraktı.Belki de biraz daha beklemeliydi...Soğuk dam avlularında üşümekten kurtulana kadar beklemeliydi hiç değilse!Daha kaç pazar menemeni soğutana kadar bekletecektik?Kim bilir kaç gece yarısı radyodan duyduğumuz şarkıyı indirmeye çalışacaktık?

 Ne heybetli aşkları kapı içeri etmiştik? Gerçi sen bilmiyordun ama...Belki de anlamıştın.Ondandı:

 -''Sen kimle konuşuyorsun?'' dediğin akşam yemekleri.

 Bazen, sana başkaları için çok kızardım. Kaşlarımı çatıp, burnumdan solumaya başladığımı bile anlayamıyordun. Sen hala aynı gülen gözlerinle:

 -''Nasıl yendik ama Fenerbahçe'yi? Aslan Bursa...''derdin.

 Bazı akşamlar ise tıpkı benim gibi, başkalarına kızıp bilgisayara tutuklanıp yüzüme bile bakmazdın.

-Abi elma yer misin?

 Dediğimde bile, sessizce kafanı iki yana çevirip cevap verirdin.

 Bir gün yapmadığım bir şey yaptım. Senden önce uyudum.İçerden gelen hayal meyal kahkahalar benim için, yeşilçamın en kötü repliklerine eş değerdi.Sabah, sevinçle hüznün damgası suratındaydı.Karadeniz’in hain saçlarını taramaya gidiyordun.Aslında beni giderken boşluğa emanet etmiştin.Son kez beyaz cilalı arabanla, beni metro istasyonuna bıraktığın an hala aklımda.

-''Kamil Başkan, artık şöyle yürekleri dağlayan bir şiirini benimle arabama ayırırsın... Ne günleri geçti abimin bu arabada, kaç gözyaşı döktü dersin.''demiştin.

 Bense yine uyanmayı becerememiş gözlerimle, gülerek yanıt vermiştim. Anlaşılan yolumuz gurbetten gurbete uzanacaktı. Artık seni unutmalıydım. İki ay sonra beni bekleyen bir sınav vardı.Şimdilik her şey yolundaydı ve unutmamalıydım ki; yolumuz Ankara'ydı.Hırçın dalgalara teslim olup, kumsallarıma yayılan kumlarımla okyanuslara sürüklendim.Sıkıldım...Hiçbir yemek senin makarnan, benim patates kızartmam kadar tat vermiyordu.Bir ara kendime, boşlukta yer buldum sandım;gerçek bir boşluk olduğunu, beni bir mayıs akşamında terk ettiğin de anladım.Bana giderken söylediklerin geldi aklıma:

-''Rabbim beni bunca acının içinde sınadı. Şimdide yeni bir sınav için Karadeniz'e yolladı.Tek amacımız, isyan etmeden bu sınavı geçmek olmalı!'' demiştin.

 O an anladım ki;her şeye kadri yeten Rabb'im beni bu evde kullarıyla sınadı.Kabul etmeliyim ki, beceremedim.Ama şükürler olsun gurbetten gurbete sürdü beni.Alıştığım şehrin kokusundan çok uzak bir şehrin, unutulmuş üvey çocuğunun ellerine teslim etti.

 Hala devam ediyor hikayemiz gurbet avlularında. Tek fark, sen başka memlekette saniyelere hükmediyorsun, ben başka iklimlerde bulutların tokadını yiyorum.Her şey mazide kaldı.Unutma ki, toprak kokan çocuğun şiiri yarıda kalmasaydı, dillere dolanacaktı.O çocuk abisini, basit bir abi sevgisinden çok farklı yerde tutmuştu.Yeri geldiğinde, aynı şarkıda efkarlanan bir dost,yeri geldiğinde aklına uymaktan hiç korkmadığı bir rehberdi onun için abisi.Sessizce kalbine kilitlediği gerçekler içinse, ömrüne taç giydiren ve senli günleri anlatan bu hikayeyle özür diliyor.

Karadeniz’in yeşil beyazlı kaptanı kardeşini umarım affeder...

Toprak


Elam’ın Notu;

Bazen hayat insana beklemediği yönden çarpıyor . Önce suratına yediğin darbeyi sonrada ardından gelen acıyı tadıyorsun! Dost, abi arkadaş… En çok can acıtanlar beklide…

Nereye gidersen git olgunlaşmanda bir adım oluyor, öyle büyüyorsun. Büyümek ister misin bilinmez! Ama bilmediklerinden dolayı büyürsün… Küçükken şakayla karışık söylenen “adam olursun”…

Yeter ki ardında kırık kalpler bırakma,yeter ki arkanda, yanında senin tarafından kırılmış parçalar bırakma.Varsın onlar kırsınlar seni.Sen büküldüğünce , kırıldığınca güç kazanıp tekrar toparlanırsın çünkü. Bencillikse varsın adı bencillik olsun…

Gurbetine kaldıkların elbet bir gün bulur seni.Kırıldığın noktadan kurtulursun.Kurtarırsın.