Kamil Ferik Uysal / Hikayenin Dili /2009
Bahar... sayfa 1 | ileri >

  Dökülmüyordu çığlıkların...Aslında yorgundun, düşkündün, düşmüştün.Kimsesiz bir şehrin gürültüsü, sanki sadece sana aitti.İş stresi, geleceğin belirsizliği, en sevdiğinden tokat bile yetmemişti.''Oğlum Murat, bunca derdin arasında eksik kalan bir musibet olmalı!'' diyordu delikanlı.Önünde koca İstanbul söyleyemediklerini fısıldıyordu rüzgara.''İstanbul kadarım.O benden daha yaşlı.Onca hançer sokulmuş bağrına, bu zamana kalmış.Bense gençken bu kadar keder yüklüyüm.'' diyordu.Boynu bükük evine doğru yol aldı.

 Evin kapısını açtı.İçeride anne ve babası vardı.Üniversiteyi yeni bitirmiş, askerliğini yapıp, zar zor bir iş bulabilmişti.O gece yemekten sonra rahat uyuyamadı.Sanki midesi karşıyor, sürekli kusmak istiyordu.Ertesi gün işten izin alıp doktora gitti.Tahlil yaptırdı ve sonuçları beklemeye başladı.Günlerden bir salıydı.Doktor, Murat işteyken onu aradı.Eve geçerken uğramasını söyledi.Murat doktorun karşısına geldiğinde, bir sorun çıktığını anladı.

 -''Neyim var?'' diye söylendi.

 -''Mide kanserisiniz!'' diyerek cevapladı doktor.

 Murat şok olmuştu.Anne, babası ve Murat gece geç saatlere kadar oturdular.Babası eski evlerini satacaktı.Bir mal, canı kadar değerli olamazdı.İki gün sonra Murat, hastaneye yatarak tedaviye başladı.Günler çok zor ve amansızdı.Damarlarına giren şırıngalar, midesini bulandıran haplar acısını iki kat artırıyodu.Sabah güneş ağarırken odaya bir hemşire geldi.Serumu kontrol etti.Murat uzunca bu güzel kızı süzdü.Sanki bir an bütün acılarını unuttu.O hep sabırlı davranırdı.Onca amansız sorunla karşılaşmıştı.En son olarakta kanser olduğunu öğrenmişti.Ancak hiç bir derdini paylaşmadan edemezdi.Sabrına eşlik edecek birilerini arardı hep!Annesi, babası...Ama ömrüne sahip olacak birine o kadar ihtiyacı vardı ki!Hemşire güldü ve ''Günaydın...Ben Elif, artık sizden sorumluyum.Bir sorununuz olursa haberim olsun!'' dedi.O gün Murat Elif'le dışarıda uzun uzun sohbet etti.Anladı ki, kendisi gibi o da sabrının meyvesini alamamıştı.

 Günler git gide azaldı.Murat'ın ameliyat günü gelmişti.Murat dönmeme ihtimaline rağmen aşkını ilan etmek istiyordu.Elif hemşire o sabah odasına girdiğinde boy boy karanfillerle karşılaştı.Baharın çığlıklarını kışın ortasında duymak gibi bir şeydi yaşadıkları...Gidip, hıçkırıklar içinde Murat'a sarıldı.İkisi de mutluluktan uçuyorlardı.Her ikisi de şu an kışın yalancı gölgesinde sabahladıklarını biliyorlar ve yarın bahar güneşinin doğmama ihtimaline rağmen korkmadan seviyorlardı.Onlar yüksünmeden ''Sabır!'' diyerek ömürlerinin meyvelerini almaya başlamışlardı.

 Bir gün sonra Murat ameliyata girdi.Zor ve yorucu bir operasyon geçirdi.Doktorlar bedenine işleyen kanserden onu kurtarmışlardı.İki el uzanıp gidiyordu ameliyat çıkışı...Yumuk gözlerin ardından mutluluk sızıyordu.Murat bir dertle imtihan olmuştu.Sabretmeyi bilmişti ve hep o düşlediği hayırlı kişiyi bulmuştu.Korkak gecelerden yastığa sızan gözyaşları akmayı şimdi hakediyordu.Çok geçmedi iki genç hayatlarını birleştirdiler.

 Bizeyse bu hikayeden ders çıkarmak kaldı.Sabır bazen ömrümüzde istirahate çekilir.O an aceleci davranırız.Ve aslında olmamalıydı dediklerimizden pay alırız.Acılar ruhumuzu kanatsa da, bencillik insalığı köreltse de bizim uzanacak bir yönümüz var.Hep sabırlı olmayı dileyelim...Bir Murat, bir Elif olabilmek dileğiyle!...

Kamil FERİK UYSAL