| Hayata gülümseyebilmek... | |
Soğukta yalınayak yürüyen bir çocuk, titreye titreye bir evin kapısını çalıyordu.Sanki dünyanın yükünü omuzlarında taşıyordu.Kutup soğukları bedenine uğramış, yüreği bir yanardağ misali yanıyordu.Gülen yaşlı bir kadın onu içeriye aldı.Karanlıkta kaybolup gittiler.
|
|
| Saklılarımız... | |
‘’İnsanın ışıklı bir odanın tenha köşesinde saklanan gevezelikleri vardır.Koca on yedi yıl piyasaya çıkmazlar.En günahsız vakti fırsat bilip, yüreğine otururlar.Seni başkalarına tutsak etmeye çalışırlar.Bunu başarırlarda…’’
|
|
| Talihsiz... | |
Geçmiş bizi hep olta ucunda av olmamaya çalışan balık misali oyalar.İçimize yetinmezlik duygusunu kondurur.Boş avuntular ediniriz.Saatlerimizi bazen sevgiliye sunulacak iltifatlara, bazense bir ikincisi olan şanslarımıza kurarız.Çoğu defa ise şeytanın emirlerini bekleriz.En kötüsü de bu olsa gerek.Şu hiç karşı koyamadığımız intikam duygusu…
|
|
| Depremden Kalanlar ... | |
Adam, bir kadının bağırtısıyla; uyuduğu derin uykudan uyandı. Ağustos ayının bunaltıcı bir gecesinde, başından sırtına kadar terin içinde kalmış, yattığı yastık sırılsıklam olmuştu. Bağıran kadının sesine mahalleli alışıktı; bu karı koca kavgası her hafta tekrarlanmaktaydı. Yıldızlarla süslü gecenin mistik havasını bozmaktaydı. Her seferinde gülüp geçtiği bu trajikomedi oyun, bu sefer onu güldürmüyordu. Bıkmıştı onların kavgasından, bu kentin insanı öğütüp yok eden koşuşturmasından ve telaşından. ''Bir an önce çekip gitmeli buralardan hiç kimsenin olmadığı mekânlara'' diye düşündü.
|
|
| Deprem ... | |
Sadece bir an hatırlıyordu. Çekmece kenarındaki sürahinin düşüşü ve içinde o an oluşan ürperti. Saatlerce moloz yığınlarının ardında, kendine uzanacak sıcak bir el bekledi. Kireç parçalarından beyaz kesilmiş saçlarının tel tel dökülüşünü izliyordu. Az ileride, masası ile kapı aralığına sıkışmış yeşil yastığını fark etti. Uzanıp almak istedi, ellerini ayaklarını oynatamıyordu. Dilinde kendini hissettiren kuruluğun farkına vardı.
|
|