Bilal Atış / Arz-ı Hal /2010
Şubatın Biri...  

Bugün Şubatın birini gösteriyor
Takvim yaprakları.
Ne de hızlı akıp gidiyor
Ömrümün hazanları.
Sene iki bin on, daha dün yetmiş ikiydi oysa!
Kışın serinliği var havada.
Ama havada kan kokusu yok,
Para kokusu da yok, aşk kokusu da
Sevdanın kokusu hiç duyulmaz bu köhne beldede.
Küf kokuyor; çürümüş dostlukların,
Albümlerde kalmış arkadaşlıkların küflenmiş anısı
Yıllanmış hatırası var havada.
Bugün Şubatın birini gösteriyor
Takvim yaprakları.

Yalnızım, Şubat soğuğunda bir eski kitabın
Bir eski namenin huzuru ısıtıyor yüreğimi.
Robert Stroud gibi kuş yetiştiremedim
Ama onun gibi kitap okuyorum kendi hücremde.
Stroud gibi adam olamadım ama
Belki kendi hapishanemde bir kötü şair olurum.
Yalnızım, adımı bir sürü anan var oysa
Ana, baba var hanım da
Yine de yalnızım bu köhne beldede.
Sırtıma yüklenmiş bir küçük dükkân
On üç senem tezgâhında heder olan.
Oysa ben şair olacaktım
Öyküler yazacaktım.
Dostluklar kuracaktım sımsıcak oysa.
Bir küçük esnaf oldum kendi hücremde
Paçalı donları, yarım kollu fanilaları dizerken
Nasıl anlardınız acılarımı dizelerimden?
Para kazanmak için gelmemiştim oysa
Sevda insanıydım, yürek adamıydım ben.
Raflardan üzerime gelen mallarla
Görünmez zincirlerle bağlandım.
Robert Stroud misali düşler kurardım.
Bir gün şair olacağım hayaliyle yaşadım.
Milva’nın özgürlük ezgisiyle, Bella Ciao dinleyerek avundum.
Bir gün özgürlük öyküleri yazacaktım ben.
Ayağımda çekten, senetten prangalarla…
Bugün Şubatın birini gösteriyor
Takvim yaprakları.

Bugün Şubatın biri, aydınlık bir kış güneşi
Isıtmıyor belki kemiklerimi
Isıtıyor aydınlığıyla ümitlerimi
Robert Stroud gibi kanaryalar yetiştiremedim
Zihnimin ta derinliklerinde yeni ümitler
Yeni heyecanlar yetiştirdim, topal serçe misali.
Ümitlerim de topalladı beklentilerim de
Kendi hücremde on üç sene
Kendi hücremde yapacam, edecem diye…
On üç sene buhar oldu ümitlerimle
Kanaryalarım, serçelerim olmadı
Kitaplarım ve radyolarım oldu benim de.
Yaşamadığım yılların yaşanmışlığının hayallerinde
Kısa dalgadan, orta dalgadan dünyaya açıldığım radyolarım
Kısa dalgadan bir acem feryadı;
“Ey Sareban, ey Sareban koca mi revi?
Uzun dalgadan Romanya’ya uzanan hayaller.
Geçmişin küf kokulu sahifelerinde okunan sevdalarım oldu.
Robert Stroud’un ümitleri mücadeleleri
Benim sararmış yapraklı kitaplarımdan doğdu.
Bugün Şubatın birini gösteriyor
Takvim yaprakları, on üç senenin
Yaşanmamışlığının ardından.

Bir özgürlük mücadelesi sardıydı
Beynimin kıvrımlarını bir vakitler
Son vermek on üç senenin kasvetine
Son vermek istemiştim hayatın tek düzeliğine
Bir kuş gibi uçmak istemiştim.
Bir istida verdim Şehremaneti’ne
Bir iş için bir istida, özgürlük için bir istida
Seçim vakti ardımızdan koşarlardı
Bir istidamı cevapsız mı bırakacaklardı?
Birlerce emeğin ardından bir istidaydı.
Olmadı, bir minik serçeye bir kırık veren olmadı.
Şehremaneti’nin kapısından boynu bükük
Döndüm hücreme yüreğimdeki yangın sönük.
Robert Stroud’un kuşları vardı ya;
Minik dünyasını aydınlatan kuşlar
Ben de kitaplarla aydınlanmaya devam ettim hücremde.
Ceviz kabuğuna girmiş günlerin sıkıntısını
Sahifelerin okyanusunda serinlettim,
Bir sigaranın dumanında dağıttım acılarımı.
Şubatın birini gösteriyor takvim yaprakları
Yüreğimde tekdüzeliğin dayanılmaz ağırlığı
Takvim yaprakları misali dökülüyor
Ömürden hazan yaprakları.
Hücremin duvarlarında sadece kitaplarımın aydınlığı
Orta dalgadan Varna Radyosu
Kısa dalgadan bir acem radyosu, ümitlerim ise
Uzun dalgadan gelen sızıların altında
Kitap kokusu sinmiş hücre duvarlarında
Paçalı don, yarım kol fanilanın ıstırabında
Kaç gün, kaç yıl daha devam edecek dökülmeye
Yaşanmamışlığın acısıyla takvim yaprakları?

Bilâl Atış