Şeb-i Yelda

Çeşm-i Giryan

Kalemin Dili

Fırça Kalem

Hayata Dair

Bize'e Katılın!

Bize Destek Olun!

Yazının Dili

Ne Güzel Bir Şehir Kurulmuş; Mavilikler ve Yeşillikler Arasında
                                                                                              
Birçoğumuz yıllar evvel İstanbul’un kasvetli semtlerinde yaşamaya çalışırken, zaman içerisinde gelişen ekonomik durumumuz vesilesiyle daha yaşanılabilir yeni semtlere taşındık. Güzel İstanbul’umuzun farklı semtlerinde akrabalarımızla, dostlarımızla yıllarca beraber olduğumuz komşularımızla hayatımızı idame ettirirken, şimdi daha güzel ferah, huzurlu, çocuklarımızın rahatça oyun oynayabileceği, araçlarımıza daha rahat yer bulabileceğimiz, yeşil güvenli bir ortamlarda yaşayan komşular olduk. Pek çoğumuz arkadaşlarımıza buraları tavsiye ederek sevdiklerimizi de buralara çektik.

Birçoğumuz sabah yeşillikler arasındaki evimizden çıkıyor ve iş hayatının o bunaltıcı ve şehrin stres dolu zamanlarından sonra akşam evimize dönüyoruz. Aklımızda günden kalan bir sürü soru ve problemlerle. Bunları düşünerek otoparkta ya da otobüste komşularımızın yanından geçip gidiyoruz. Birkaç kat üzerimizde oturan kimdir tanımıyoruz. Belki de Yıllardan beri görüşmediğimiz, çok yakın bir dostumuz, okul arkadaşımız, asker arkadaşımız belki diğer blokta eski işyerinden mesai arkadaşımız hemen yanı başımızda ama farkına varamıyoruz. Bir tesadüf vuku bulmasa birbirimizin farkına bile varamamaktayız.

Ne iş yapar bilmiyoruz. Bir derdimiz işimiz olsa, bir ticaret yapmamız gerekse, bir sürü kaynaklardan tanıdıklar bulmaya çalışıyor ama hemen yanımızda bizimle aynı havayı soluyan kapı komşumuzun ne ile uğraştığını bilmiyoruz. Evet, modern yaşamda belki şehrin merkezine göre daha refah içinde olan kocaman bloklara kendimizi hapsettiğimizin farkına belki de varamıyoruz.

Hep büyüklerimizden ya da ramazan günlerinde televizyonlardan Eski İstanbul görüntüleri ve komşuluk ilişkileri ile ilgili konuşmalar duyuyoruz. Bir ah çekip “nerede o günler deyip geçiyoruz”. En değerli varlıklarımız çocuklarımız için ise bir masal gibi geliyor.
“Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır”. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diye çocuklarımıza atasözlerini öğretiyoruz. İyi bir şey yapınca; biz büyüklerimizden böyle gördük deyip eskiye paye çıkartıyoruz. Peki, çocuklarımız bizlerden neler görüyor. Kendi çocuklarına bizlerden neler aktaracak, kaçımız bunları düşünüyor ve bunlarla dertleniyoruz?

Haydi, hep beraber çocuklarımızla parklara inelim. Onların gözlerindeki o küçük ve saf mutlulukları paylaşalım. Banklarda oturup birbirimizi tanıyalım, dinleyelim, dertleşelim, paylaşalım. Sevgiler paylaştıkça çoğalır sıkıntılar paylaştıkça azalır. Kat kat beton binalar arasında çocuklarımızın o neşe dolu gülücüklerini yeşertelim.

SELAM ve güler yüzlerimizi birbirimizden esirgemeyelim. İster selamun aleyküm ister merhaba ister günaydın ister hayırlı sabahlar ya da hayırlı işler… Çocuklarımızın o temiz, boş henüz kirlenmemiş dimağlarına argo, bize yabancı olan kötü sözler yerine bu sözcükleri yerleştirelim. Saygıyı ve paylaşmayı örnek olarak öğretelim. Çocuklarımız bizlerden sevgi miras alsınlar ve hoşgörü nedir annelerinden babalarından öğrensinler. Dünya hayatının geçici kargaşalarıyla kirlenmesin tertemiz dimağları.

Coğrafyamız içinde gerçekten güzel bir şehirde yaşıyoruz. Denizin maviliği ve renk renk açan çiçeklerin caddelerimizi süslediği bir İstanbul’da ve pek çoğumuz yeşillikler içinde sitelerde yaşıyoruz. Bu güzellikleri şehrin manevi iklimine de yansıtmak ve sevgi dolu yüreklere sahip çocuklar yetiştirmek hepimizin görevi değil midir?

Bilal Atış      

 

Copyright 2008-2010 Dareyn Dergisi ( E-Dergi ) : Yıl: 3

HER HAKKI SAKLIDIR!

Dareyn Dergisi'nde bulunan eserlerin başka sitelerde paylaşılması Yasaktır!
Dareyn Dergisi'nde yayınlanan eserlerden yazarları sorumludur.